24 Ekim 2016 Pazartesi

İSTANBUL


İstanbul, kokunu soluyorum, hırçın bir sonbahar ikindisi.
Denizi suladıkça bulutlar, daha bir serpiliyor kız kulesi.
Ne kadar da mağrur ve kendinden eminsin.
Adına şiirler yazılması mıdır bu duruşun sebebi?

Minareler kubbeler süsler silüetini
Eyüp Sultan kıskanır mı, Süleymaniyenin dört minaresini?
Ya Sultanahmet’i Ayasofya müzesi
Yedi tepeden yükselir ezan sesleri










Sen ki, kimleri barındırdın bağrında, 
Ne sevdalılar kavuştu kucağında,
Nice şairler aşkınla tutuşmadı mı?
Herkes sana hayrandı yüz yıllar boyunca

İçinde deniz barındıran gözlerin, mavi midir?
Ressamları kıskandıran turkuaz yeşil midir?
Her vakit başka güzel, her mevsim çok özelsin
Bana sunduğun şey, zehirli şerbet midir?

Aziyâde hanımın aşkıyla yanan Pierre Loti
Tutkularının esiri olup, seni mekan etmedi mi?
Kimine teselli oldun, kimine keder sundun,
Herkes senden bir şeyler beklemedi mi?

Çamlıca tepesinde rüzgar estikçe,
Ağaçlar salınıp, yaprak döktükçe,
Sevdiklerimin özlemi sarar ruhumu
Boğazda vapurlar boy gösterdikçe

Al artık zehrini, gün be gün ölüyorum.
Suretini gergef gibi, gözlerime işliyorum.
Yüreğimi sarhoş ediyor, aklımı çeliyorsun.
Bir martı çığlığında can çekişiyorum

Artık sen de yılgınsın, bitkinsin biliyorum.
Boğazın gözlerinde yaş, fakat silemiyorum
Denizin rengi solmuş, güneş ağlamaklı,
Şiirleri susturup, seni terk ediyorum.

Tuğba Sağlık Polat

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder