12 Temmuz 2017 Çarşamba



Gökyüzümü aldılar önce
Soluduğum çiçek kokularından mahrum bıraktılar ardından
Dört duvar arasında demir parmaklıklar ardında dedikleri yerdeyim şimdi
Üstelik tek suçum yaptığımın suç olduğunu bilmemek




Mahrum kaldıklarımı sıralamak zor
Ben sahip olduklarımı söyleyeyim en iyisi
Geçmişim umudum ve onurum...
Burda acayip şeyler çekiyor insanın canı
Koşmayı mesela sonu olmayan uçsuz bucaksız boşluklara
Duvarsız rüyalar görüyorum çoğu gece
Taban çimen yeşili, tavan gökyüzü mavisi
Başlangıcı bitişi yok ucu bucağı yok
Garip tüm insanlar uçuyor
Kuşları kıskandığımdan olsa gerek
Gecenin en kimsesiz vaktinde içli bir ağlama sesiyle uyanıyorum sonra
İnsan kendi kendine acıyor burda aynaya baktıkça



Saçlarımda beyazlar peydah oldu
Gözlerimin kenarlarına  ise  çizgiler yoldaş
Ellerimdeki kırışıklıklar ütülemeyle geçmez
Hüznümü  tebessümle gölgelemeyi öğrendiğime göre
Ben  büyüdüm mü  yaşlandım mı  anne


Sol yanının üzerine yatamazdı adam
Çünkü  sevdiği o yandaydı
Sol tarafım bir yana dünya bir yana derdi
Uyurken bile sakınarak severdi
Çay bardaklarını gizlice değiştirir
Çay diye sevdiğinin dudak izini içerdi


Sen gelince
Mevsimlerden yaz...
Günlerden cumartesi...
Sen gülünce
Yükselir kalbimdeki müzik sesi.
Sen gelince
Aylardan haziran...
Günün en güzel vakti...
Sen hep gel ve Gülümse emi
Koptu ipi tespihin
Savruldu boncuklar Fizana
Sabrım yoruldu
Dinlenecek yer arıyor bu ara
Hesabı kapattım
Bana hesap sorma
Kusura bakıyorum artık
Hiç kusura bakma


5 Nisan 2017 Çarşamba

ÇARESİZ KABULLENİŞ

Gün gelir en sevdiğimiz kişiden öğreniriz  ölümü
Hep başkalarının acılarına üstün körü üzülürken
Kendimizi gidenin acısıyla sınanırken buluruz.
Canımıza cam kırıkları batarken
Toprağın altındaki bedenle birlikte
Gömülür sanki ruhumuz
Kabullenilmesi en zor öğreti bu olsa gerek
Ölenle ölünmez deseler de
Soluğumuz kesilir, benzimiz solar ve ölenle ölünür  bir süre
O, toprağın altında diye sıcak yatak buz keser
Gülmek haram, yaşamak ziyandır
İki omzumuzda bir dünya ağırlık...
Gözlerimizden yağan yağmurdan artakalan buğuyla ,
Yaşamak mıdır yaşadığımız
Gün gelir en sevdiğimiz kişi öğretir yokluğuyla yaşamayı
Zaman mıdır ilacı acılarımızın  yoksa çaresiz bir kabulleniş midir  bunun adı

Tuğba Sağlık Polat

23 Mart 2017 Perşembe

Ama...


İlkbahar...
Kanadı kırık bir posta güvercini ile mektup yollamış bana
Adresi vermeyi unutmuş ama...

Yaz...
Sözleştiğimiz saatte orda olacakmış aslında
Saatinin pili biterek durmasaymış ama...

Sonbahar...
Ferhat misali aşkı uğruna  dağları delecekmiş de
Çok aramış kazma bulamamış  ama...

Kış...
Kağıttan yaptığı uçakla gelecekmiş yanıma
Malum, hava şartları seferler iptal olmuş ama...

5. mevsim
Hiç düşünmeden benim için canını verirmiş
Dokuz canı olsaymış ama...

Tuğba Sağlık Polat

27 Şubat 2017 Pazartesi


"Aşka boyu yetmiyordu" dedi adam" ve "ulaşmak için tabure yerine beni çiğnerdi"
diye ekledi
"Peki ne hissederdin" diye sordum
"Her ezildiğinde kaburgalarının bir kısmının  kırıldığını ve kırılan kemiklerden biri  kalbine  batana dek  bu acıya katlandığını" söyledi.
"Sonra ne oldu" dedim
"Daha öncekiler yanılmamış, her aşk bir gün bitermiş" dedi.







Gözyaşlarımla yıkadığım sensiz günlerimi
İpe asıyorum güneşte kurusun diye
Kuruyan her yeni günü yeniden giyiyorum üzerime
Belki seni  unuturum diye ama
NAFİLE

KIRMIZI















Nice güller kuruttum
Dalından koparılarak katledilmiş
Kana bulanmışçasına kırmızı
Ellerimde güller terlerken
Bileklerimden süzülen
Damlalar kırmızı
Ne garip
Dalından koparılmış gibi hisseden benim şimdi
Gözlerimden boşalıyor can suyum
Tıpkı onlar gibi kuruyorum
Bu senaryo güllerin intikamı olmalı
Geçmişin hamallığını yaparak
Dikenler üstünde yürüyorum
Ayaklarımdan süzülenler kırmızı
Aynaya bakmaktan korkuyorum
Gözlerimden damlayan rimel kırmızı

Tuğba Sağlık Polat














Bu onuncu... bu sonuncu...

Sen bitti dedikçe
Bu aşk bitmez oldu
Dokuz candan oldum
Bu can onuncu
Değerini bilesin
Bu can sonuncu
Yalan sokma dedin aramıza
Doğru dedim diye
Dokuz köyden kovdun ama
Bu köy onuncu
Bu kez sonuncu
Buradan cenazem çıkar bilesin
Senden her gidişimde dokuz doğurdum
Sana her gelişimde tekrar kovuldum
Ellerimi bir daha bırakmayacaksan
Son kez geldim sana bu onuncu
Kıymetimi bilesin bu sonuncu


Tuğba Sağlık Polat


2 Şubat 2017 Perşembe

BİR KADIN ÖLÜRSE





Bir kadın ölürse
O sabah güneş doğmaz o eve
Işık girmez, perdeler açılsa bile
Çocuk öksüz kalır
Adam eşsiz kalır
Herkesi bir gam alır

Bir kadın ölürse
O evin sakinleri hüzne bulanır.
Duvarları gözyaşlarıyla sulanır
Duvarda asılı saat durur
Saksıda çiçek kurur

Bir kadın ölürse
Masadaki toz, halıdaki çöp
Komidinin üzerinde tokası
Tezgahın üzerinde bulaşık yıkarken çıkardığı yüzüğü miras kalır

Bir kadın ölürse yarım kalan çok olur
Kirliler, çamaşır sepetinde
Mutfakta bir gün önce ıslatılmış fasulye,
Dolapta, hiç giyilmemiş bir elbise

Bir kadın ölürse yalnız kalan çok olur
Başka kimsesi olmayan alt  komşu Ayşe teyze
Tüm sırlarını bıraktığı  yakın dostu, her kimse

Bir kadın ölürse
Radyoda  sahipsiz bir şarkı çalar
Başucu kitabında ayraç sahibini arar
Her gece yavrusunu uyumadan önce kim sarar

Bir kadın ölürse
Mutlu aile fotoğrafları değer kazanır
Sevenleri, O bir gün gelecek sanır
Ardından evlenmek isteyen eş, kınanır
Bu büyük acıyla eş dost sınanır

Çekmecede vardır mutlaka zor zamanlar için ayırdığı para
Yanında tek götürdüğü okunan yasin, bakara
Ardından dua eder  sahip çıktığı fukara
Bir kadın ölürse sürekli kanar kapanmaz bu yara


Tuğba Sağlık Polat







1 Şubat 2017 Çarşamba





KIZIL GÜNEŞ DEĞDİĞİNDE GÖZLERİNE
BAKIŞLARINDAN BAL SIZARDI...

ÖYLE BİR DÖNEM Kİ



Öyle bir dönem ki
Geceden sabaha çok şey değişiyor
Etrafımız sarılı
Eller havaya deniyor
Biz ellerimizi birleştiriyor ve  seviyoruz birbirimizi








Öyle bir dönem ki
Herkeste ayrı telaş
Hep bir yerlere koşuyor insanlık
Biz farklı yönlere yürüyor ama
Her köşe başında buluşuyoruz


Öyle bir dönem ki
İnsanlar kimseye güvenemiyor
Biz bulduğunuz her fırsatta birbirimize sırt dayıyoruz
Gözümüz kapalı sadakat yeminleri ediyoruz

Öyle bir dönem ki
İnsanlar bölünüyor, nice canlar ölüyor
Biz canlı olan her şeye değer veriyor,
Birbirimizi farklılıklarımızla seviyoruz

Öyle bir dönem ki
Önümüz arkamız sağımız solumuz sarılı
Biz sevgiden kanatlar takarak göğe yükseliyoruz

Tuğba Sağlık Polat







GİTTİN




Gittin...
Annesinin göğsünden süt içerken, aniden itilen,
Gözlerinden yaş, dudağından süt süzülen bir yavru gibi hissettirerek gittin. 
O son damlaların ziyan olması gibi aşkı da ziyan ederek gittin.
Tüm ışıkları bir bir kapatarak, güneşide  yanına alarak gittin.
Braille alfabesini öğretmeden, kör bıraktın beni.
Elimde bastonum düştüm yollara.
Yollar daha bir uzundu, kaldırımlar daha yüksek
Kalabalıklar arasında yalnız bırakarak gittin
Onca insana çarptım
Hiçbiri sen değildin
Hiç beklenmedik bir anda giren kramp gibi ansızın içimi acıtarak gittin
Bana çaresiz bir bekleyiş armağan ettin giderken
Koynuma koskoca bir kaya bıraktın
Ne  ezilip un ufak olabildim
Ne de  yerimden kalkabildim

Kor olmadan küle dönmek dedikleri neymiş yaşatarak gittin 
Artık dönsen de ne fayda
Alev alev savrulduğum yokluğunda
İnandığım ne varsa yanına alarak gittin.

Tuğba Sağlık Polat











 

             













Tam yanı başımdaki şu yalnızlık var ya neden beni yalnız bırakmıyor
Neden bana bu kadar sadık anlamıyorum
Oysa terk etse beni, belki de çıkagelecek yaşama umudum.
Yalnızlığımı bir zarfa koyup postalayacağım, hayatın en ücra köşesine .
Ve yazmayacağım göndereni üzerine,
ulaşamazsa doğru adrese, geri dönmesin bana diye.

Tuğba Sağlık Polat

UMUTSUZLUĞUMUN GEREKSİZLİĞİ
KADARDIR
SENİ SEVMEYİŞİMİN
DOĞRULUĞU

GECE

















Onca yıldızın içinde bu nasıl bir karanlıktı böyle
Siyah elbisesini giymiş, yine neyi örtbas ediyordu gece

Gecenin gücü yeter miydi tüm pislikleri örtmeye

İşte orda  kaçıyordu şereften yoksun bir kimse

Namus, sahibini arıyordu karanlıkta
Sahibi ise namusunu
bir bulabilse...

Yoksulluğun bir  veba gibi bulaştığı o eve,
Bu gecede eli boş konuk olmuştu gece

Bazı şeyleri örtbas ettiği kadar açığa çıkarırdı gece
Özlemler devleşir, hatıralar saldırırdı savunmasız yüreklere

Mutlu ile mutsuz,  güzel ile çirkin
Suçlu  ile suçsuz, yoksul ile zengin
Eşitlenirdi uykuda her gece
Uyurken mutsuz  mutluydu
Uyurken fakir  zengin
Uyurken suçlu suçsuzdu
Uyurken çirkin güzel olurdu

Gün doğarken siyah elbise düşerdi
Gerçekler çıplak gezerdi.

Tuğba Sağlık Polat






17 Ocak 2017 Salı

Senden arta kalan...


















Gitmiştin sen
İzin kalmıştı
Senden arta kalan eşyalarda
Kim bilir kaç topuk sesi saklıydı
otuz beş yılı deviren süet ayakkabılarında.
Bir ömrü mü sığdırmıştın
Ayakkabılarınla yaşlanan çantana
Ellerinin izi kalmıştı
Cüzdanındaki bir kaç bozuk parada
Çantandan çıkmıştı bakışlarını unuttuğun çatlak bir ayna
Yaşanmışlık yapışmıştı beyaz bir saç telinin dolandığı tarağa
Gözyaşları yoldaş olmuştu
İğne oyalı mendilinde kalan hıçkırıklara
Gitmiştin sen
Öksüz eşyalar bırakarak ardında

Tuğba Sağlık Polat

Saime Sağlık tan kalan eşyalara adanmıştır.




8 Ocak 2017 Pazar

Bana "Ekmek gibi ellerin var" derdi...



Çok küçükken öğrettiler
Yerdeki ekmeği öpüp, alnımıza değdirerek yükseklere kaldırmayı
Nimetti o, taze bayat demeden,kırıntısını dahi ziyan etmeden yenmeliydi
Yeminin bile "ekmek çarpsın" deneni daha makbule geçerdi
"Bir ekmek parası" diye el acardı dilenci
Birilerinin ekmeğine yağ sürenler vardı elbet ama
Birini ekmeğinden etmek en fena şeydi.
Ekmek elden su gölden geçinenler kınanır,
Ekmeğini taştan çıkaranlarsa  hep takdir edilirdi.
Masumun kanına  doğradığı ekmeği
Sofrasından eksik etmezdi cani
Son zamanlarda aslanın ağzındaki ekmek midesine inmişti
Bir şarkı dolandı bugünlerde dilime
"Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
Ağzımı musluğa dayayıp su içer gibi"
Ekmeği tuza banıp yerken bile mutlu olabilmekti sevgi

O bana" ekmek gibi ellerin var" derdi
Ekmek gibi bereketli ekmek gibi gerekli
Ekmek gibi sıcaktı ellerim madem neden o üşümeyi tercih etti.
O ellerimden mi ekmeğinden mi vazgeçti ?

Tuğba Sağlık Polat