20 Ağustos 2017 Pazar

Portakalı soydum
Başucuma koydum
Sen bir yalan uydurdun
Duma duma  dum
Kırmızı mum

Yalanı uyduran sendin ama
Oyundan çıkan ben oldum.

1 2 3 tıp dedim
Ve sustum
Konuşursan  dilim
Seni dilim dilim ederim

Dolapta pekmez
Yala yala bitmez
Ayşecik Fatmacık
Sen bu oyundan çık

Doğrulara sustum
Oyundan kovulan yine ben oldum

Tuğba Sağlık Polat










7 Ağustos 2017 Pazartesi


Yaşamak tek kişiliktir demişti bir defasında
Bir gülün kokusunda nasıl tek başına mest oluyorsa insan
Öyle de yalnız kıvranırmış  batan dikenin acısında.

Özlemekte tek kişilikmiş mesela
İnsan paylaşamazmış burnunun direğindeki sızıyı başkasıyla
Gözyaşlarını akıtamazmış başka bir  gözden ne kadar zorlasa da

Zamanla anladım
Kim benim kadar öfke duyabilirdi ki  düşmanıma
Kimin yüreği benim kadar  kanayabilirdi ki  hayal kırıklıklarımda

Aşkı da iki kişilik sanardım
O da tek kişilik çıktı karşıma

Yanındakine duyduğun güven bile en fazla dalana kadar
değil midir uykuya
Kabuslar bile tek kişilikmiş  yaşadım defalarca

En acısı ise tabutun tek kişilik olmasıymış aslında
Yaşamak tek kişilik demişti ya bana
Şimdi diyorum ki ona
Ölümde tek kişilikmiş
Giremeyecekse benimle toprağa
Yanındayım demesin bana.



Tuğba Sağlık Polat






İmkan olsaydı imkansızım olmazdın
Sen benim yürek sızım
imkan sızım
aşk ar sızım...
Hayatın bize taktığı çelme yetmezmiş gibi
Bir de sen tuzaklar kurdun yollarımıza
Pire için mi yaktın yine yorganı söyle bana
Ördüğün duvarlar neyin cezası yar
Açtığın çukurlar kimin için
Kendinden mahrum bıraktığın bir gün
Bir ömür işkenceye bedelken
Ve bunu isteyen sensen
O halde kalemi kır, kararı ver sen
Ördüğün duvarlara başımı vura vura mı ölsem
Kurduğun tuzaklarda mı can versem
Yoksa açtığın çukura mı kendimi gömsem

30 Temmuz 2017 Pazar


Bir kavuşamama hikayesiydi bu
Islanarak yanmanın
Yağarak tutuşmanın
Adam
Asi bıçkın bir yağmurdu
Kimi zaman rahmet olur
Kimi zaman felaket olurdu
Kadın
Kendi yangınına aşık güneşti
Kimi zaman yakar kavurur
Kimi zaman edalı mağrurdu
Güneş sırılsıklam  aşklanmıştı
Yağmurun içi  hiç böyle yanmamıştı
İmkânsızlığın hikayesiydi bu
Yağmur güneşle yanmış
Güneş yağmurla ıslanmıştı










Temmuzun körü...
İçim titriyor
Kalbimi mi üşüttüm ne ?
Bende değil, kabahatin tümü üstümü örtmeden gidende.
Ağustos kapıda
kimin umurunda
Bana soğukta olsa
mutlu aylarımı verin.

12 Temmuz 2017 Çarşamba



Gökyüzümü aldılar önce
Soluduğum çiçek kokularından mahrum bıraktılar ardından
Dört duvar arasında demir parmaklıklar ardında dedikleri yerdeyim şimdi
Üstelik tek suçum yaptığımın suç olduğunu bilmemek




Mahrum kaldıklarımı sıralamak zor
Ben sahip olduklarımı söyleyeyim en iyisi
Geçmişim umudum ve onurum...
Burada acayip şeyler çekiyor insanın canı
Koşmayı mesela sonu olmayan uçsuz bucaksız boşluklara
Duvarsız rüyalar görüyorum çoğu gece
Taban çimen yeşili, tavan gökyüzü mavisi
Başlangıcı bitişi yok ucu bucağı yok
Garip tüm insanlar uçuyor
Kuşları kıskandığımdan olsa gerek
Gecenin en kimsesiz vaktinde içli bir ağlama sesiyle uyanıyorum sonra
İnsan kendi kendine acıyor burada aynaya baktıkça



Saçlarımda beyazlar peydah oldu
Gözlerimin kenarlarına  ise  çizgiler yoldaş
Ellerimdeki kırışıklıklar ütülemeyle geçmez
Hüznümü  tebessümle gölgelemeyi öğrendiğime göre
Ben  büyüdüm mü  yaşlandım mı  anne


Sol yanının üzerine yatamazdı adam
Çünkü  sevdiği o yandaydı
Sol tarafım bir yana dünya bir yana derdi
Uyurken bile sakınarak severdi
Çay bardaklarını gizlice değiştirir
Çay diye sevdiğinin dudak izini içerdi


Sen gelince
Mevsimlerden yaz...
Günlerden cumartesi...
Sen gülünce
Yükselir kalbimdeki müzik sesi.
Sen gelince
Aylardan haziran...
Günün en güzel vakti...
Sen hep gel ve Gülümse emi
Koptu ipi tespihin
Savruldu boncuklar Fizana
Sabrım yoruldu
Dinlenecek yer arıyor bu ara
Hesabı kapattım
Bana hesap sorma
Kusura bakıyorum artık
Hiç kusura bakma


5 Nisan 2017 Çarşamba

ÇARESİZ KABULLENİŞ

Gün gelir en sevdiğimiz kişiden öğreniriz  ölümü
Hep başkalarının acılarına üstün körü üzülürken
Kendimizi gidenin acısıyla sınanırken buluruz.
Canımıza cam kırıkları batarken
Toprağın altındaki bedenle birlikte
Gömülür sanki ruhumuz
Kabullenilmesi en zor öğreti bu olsa gerek
Ölenle ölünmez deseler de
Soluğumuz kesilir, benzimiz solar ve ölenle ölünür  bir süre
O, toprağın altında diye sıcak yatak buz keser
Gülmek haram, yaşamak ziyandır
İki omzumuzda bir dünya ağırlık...
Gözlerimizden yağan yağmurdan artakalan buğuyla ,
Yaşamak mıdır yaşadığımız
Gün gelir en sevdiğimiz kişi öğretir yokluğuyla yaşamayı
Zaman mıdır ilacı acılarımızın  yoksa çaresiz bir kabulleniş midir  bunun adı

Tuğba Sağlık Polat

23 Mart 2017 Perşembe

Ama...


İlkbahar...
Kanadı kırık bir posta güvercini ile mektup yollamış bana
Adresi vermeyi unutmuş ama...

Yaz...
Sözleştiğimiz saatte orda olacakmış aslında
Saatinin pili biterek durmasaymış ama...

Sonbahar...
Ferhat misali aşkı uğruna  dağları delecekmiş de
Çok aramış kazma bulamamış  ama...

Kış...
Kağıttan yaptığı uçakla gelecekmiş yanıma
Malum, hava şartları seferler iptal olmuş ama...

5. mevsim
Hiç düşünmeden benim için canını verirmiş
Dokuz canı olsaymış ama...

Tuğba Sağlık Polat

27 Şubat 2017 Pazartesi


"Aşka boyu yetmiyordu" dedi adam" ve "ulaşmak için tabure yerine beni çiğnerdi"
diye ekledi
"Peki ne hissederdin" diye sordum
"Her ezildiğinde kaburgalarının bir kısmının  kırıldığını ve kırılan kemiklerden biri  kalbine  batana dek  bu acıya katlandığını" söyledi.
"Sonra ne oldu" dedim
"Daha öncekiler yanılmamış, her aşk bir gün bitermiş" dedi.







Gözyaşlarımla yıkadığım sensiz günlerimi
İpe asıyorum güneşte kurusun diye
Kuruyan her yeni günü yeniden giyiyorum üzerime
Belki seni  unuturum diye ama
NAFİLE

KIRMIZI















Nice güller kuruttum
Dalından koparılarak katledilmiş
Kana bulanmışçasına kırmızı
Ellerimde güller terlerken
Bileklerimden süzülen
Damlalar kırmızı
Ne garip
Dalından koparılmış gibi hisseden benim şimdi
Gözlerimden boşalıyor can suyum
Tıpkı onlar gibi kuruyorum
Bu senaryo güllerin intikamı olmalı
Geçmişin hamallığını yaparak
Dikenler üstünde yürüyorum
Ayaklarımdan süzülenler kırmızı
Aynaya bakmaktan korkuyorum
Gözlerimden damlayan rimel kırmızı

Tuğba Sağlık Polat














Bu onuncu... bu sonuncu...

Sen bitti dedikçe
Bu aşk bitmez oldu
Dokuz candan oldum
Bu can onuncu
Değerini bilesin
Bu can sonuncu
Yalan sokma dedin aramıza
Doğru dedim diye
Dokuz köyden kovdun ama
Bu köy onuncu
Bu kez sonuncu
Buradan cenazem çıkar bilesin
Senden her gidişimde dokuz doğurdum
Sana her gelişimde tekrar kovuldum
Ellerimi bir daha bırakmayacaksan
Son kez geldim sana bu onuncu
Kıymetimi bilesin bu sonuncu


Tuğba Sağlık Polat


2 Şubat 2017 Perşembe

BİR KADIN ÖLÜRSE





Bir kadın ölürse
O sabah güneş doğmaz o eve
Işık girmez, perdeler açılsa bile
Çocuk öksüz kalır
Adam eşsiz kalır
Herkesi bir gam alır

Bir kadın ölürse
O evin sakinleri hüzne bulanır.
Duvarları gözyaşlarıyla sulanır
Duvarda asılı saat durur
Saksıda çiçek kurur

Bir kadın ölürse
Masadaki toz, halıdaki çöp
Komidinin üzerinde tokası
Tezgahın üzerinde bulaşık yıkarken çıkardığı yüzüğü miras kalır

Bir kadın ölürse yarım kalan çok olur
Kirliler, çamaşır sepetinde
Mutfakta bir gün önce ıslatılmış fasulye,
Dolapta, hiç giyilmemiş bir elbise

Bir kadın ölürse yalnız kalan çok olur
Başka kimsesi olmayan alt  komşu Ayşe teyze
Tüm sırlarını bıraktığı  yakın dostu, her kimse

Bir kadın ölürse
Radyoda  sahipsiz bir şarkı çalar
Başucu kitabında ayraç sahibini arar
Her gece yavrusunu uyumadan önce kim sarar

Bir kadın ölürse
Mutlu aile fotoğrafları değer kazanır
Sevenleri, O bir gün gelecek sanır
Ardından evlenmek isteyen eş, kınanır
Bu büyük acıyla eş dost sınanır

Çekmecede vardır mutlaka zor zamanlar için ayırdığı para
Yanında tek götürdüğü okunan yasin, bakara
Ardından dua eder  sahip çıktığı fukara
Bir kadın ölürse sürekli kanar kapanmaz bu yara


Tuğba Sağlık Polat







1 Şubat 2017 Çarşamba





KIZIL GÜNEŞ DEĞDİĞİNDE GÖZLERİNE
BAKIŞLARINDAN BAL SIZARDI...

ÖYLE BİR DÖNEM Kİ



Öyle bir dönem ki
Geceden sabaha çok şey değişiyor
Etrafımız sarılı
Eller havaya deniyor
Biz ellerimizi birleştiriyor ve  seviyoruz birbirimizi








Öyle bir dönem ki
Herkeste ayrı telaş
Hep bir yerlere koşuyor insanlık
Biz farklı yönlere yürüyor ama
Her köşe başında buluşuyoruz


Öyle bir dönem ki
İnsanlar kimseye güvenemiyor
Biz bulduğunuz her fırsatta birbirimize sırt dayıyoruz
Gözümüz kapalı sadakat yeminleri ediyoruz

Öyle bir dönem ki
İnsanlar bölünüyor, nice canlar ölüyor
Biz canlı olan her şeye değer veriyor,
Birbirimizi farklılıklarımızla seviyoruz

Öyle bir dönem ki
Önümüz arkamız sağımız solumuz sarılı
Biz sevgiden kanatlar takarak göğe yükseliyoruz

Tuğba Sağlık Polat